ݮƵ

Karabağ’da hiç kesilmeyen ateş ve Rusya

04 APREL 2016 | VIEWS:

Araz Aslanlı


Araz Aslanlı

Ateşkes anlaşmasının 22. yılına yaklaşılırken, Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında ateşkes ihlallerinin artması savaş senaryolarının bir kez daha gündeme gelmesine neden oldu.

Peki, buraya nasıl gelindi? Karabağ sorunu neden bunca yıl çözülemedi? 22 yıldır süren ateşkesin şartları nelerdi?

Son yaşanan olayları dikkate alırsak, Azerbaycan tarafının resmi açıklamalarına göre, çatışmaların yoğunlaşmasının sorumlusu Ermenistan. Azerbaycan Savunma ve Dışişleri Bakanlıklarının açıklamalarında, Ermenistanın ateşkes ihlallerini yoğunlaştırmak suretiyle Azerbaycanlı sivillere zarar verdiği ve buna cevaben Azerbaycan ordusunun askeri harekât başlattığı yönünde (tabii ki, Ermenistan tarafının resmi açıklamaları çok daha farklı ve bu, ateşkes ihlallerine ilişkin alışılagelen bir durum).

Olaylar yaşandığı sırada Nükleer Güvenlik Zirvesi için ABDde bulunan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Azerbaycana döner dönmez Ulusal Güvenlik Konseyini topladı. Toplantıda Aliyev ve Savunma Bakanı Zakir Hesenov, Ermenistanın provokasyonlarına cevaben Azerbaycan ordusunun gerçekleştirdiği askeri operasyonlar sonucunda düşmana ciddi darbe indirildiğini, bazı yerleşim birimlerinin ve önemli yüksekliklerin işgalden kurtarıldığını açıkladı.

Aslında Azerbaycanın pozisyonuna ilişkin genel tablonun görülmesi açısından Ulusal Güvenlik Konseyinin 2 Nisan 2016 tarihli toplantısı büyük önem taşıyor. Çünkü Azerbaycan medyası ve kamuoyunda, o toplantıdaki çerçeveyle bu kadar yüksek oranda bir uyum ilk kez öne çıktı. Zira zaman zaman farklı söylemler ve eleştiriler olabiliyordu.

Aliyevin konuşmasında gerginlik ve zafer vurgularının birbirine paralel olarak sürdürülmesi dikkat çekiciydi. Örneğin, Devlet Başkanı Aliyev Ateşkes döneminde ilk kez Ermenistana bu kadar büyük darbe indirildi dedi ama hemen ekledi:

Bunun suçlusu, topraklarımızı işgal altında tutan ve saldırıları başlatan Ermenistandır.

Aliyevin konuşmasında yer verdiği Biz kendi toprağımızdayız, başkasının toprağına saldırmadık, Ermenistan BM Güvenlik Konseyinin ve diğer uluslararası kuruluşların kararlarını uygulamıyor, Ermenistan ordusu Azerbaycan topraklarında kültürel anıtları, mezarlıkları tahrip etmiş. Bunu AGİT ve Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesinin bölgede çalışma yapan uzman heyetleri de tespit ederek raporlarına yansıtmış vb. ifadeler son gelişmelerden ziyade sorunun genel durumuna dikkati çekmek amacı taşıyordu.

Toplantıda genel olarak  gerginlik ve zafer havası hâkim olsa da barış ve hümanizm vurgusu da ihmal edilmedi. Aliyev, Azerbaycanın savaş ve kan dökülmesini istemediğini de vurguladı:

Biz sadece Azerbaycan analarının değil, Ermeni analarının da ağlamasını istemiyoruz. Ama sonu belli olmayan göstermelik bir sürecin bir parçası olmayı da düşünmüyoruz. İşgal Ermenilerin de işine yaramıyor. Ermenistan yönetimi Ermenilerin çıkarlarını düşünüyorsa işgalden vazgeçsin.

Neden şimdi?

Peki, neden bu kadar geniş çaplı bir çatışma ve neden şimdi?

Öncelikle bir noktayı açıklığa kavuşturmakta fayda var. Karabağ sorununun ortaya çıkmaya başladığı 1980lerin ikinci yarısından günümüze kadarki süreçte ateşkese ilişkin uzlaşmaların hiçbirisi tam anlamıyla başarılı olmadı. Özellikle 1990lı yılların başındaki ateşkese ilişkin uzlaşmaların tamamı saldırı, terör, katliam ve işgalle sonuçlandı.

Dönemin Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin ve Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayevin arabuluculuğuyla varılan uzlaşmadan kısa süre sonra 20 Kasım 1991de Azerbaycanlı, Rus ve Kazak bakanları, generalleri ve gazetecileri taşıyan helikopter Ermeni birliklerinin işgali altındaki bir bölgeden açılan ateşle düşürüldü ve saldırıdan kurtulan olmadı.

Bölgedeki savaşın kaderi açısından hayati konumdaki Hocalı, Şuşa ve Laçının işgallerinden önce de taraflar ateşkes konusunda uzlaşmaya varmışlardı. Bu, Azerbaycan kamuoyunda, ateşkes kavramına özellikle olumlu bir anlam yüklenmemesi gerektiği algısının yerleşmesine neden oldu.

Daha uzun süreli ve kalıcı görüntüye sahip olan mevcut Ateşkes Anlaşması, uzun ve zor bir sürecin ardından Mayıs 1994 te imzalandı ama o da sürekli olarak ihlal edildi.

Ağustos 2008 ve sonrası

Özellikle, Rusya’nın Ağustos 2008’de Gürcistan’a müdahalesinden sonra dondurulmuş sorunların aslında donmamış olduğu ve bu durumun büyük tehlike arz ettiği daha iyi anlaşıldı, sorunun çözümüne yönelik girişimlerin yoğunlaşacağı iddia edildi.

Bu aşamada, Rusyanın arabuluculuğuyla 2 Kasım 2008de Moskova yakınlarındaki Mein Dorf Şatosu’nda imzalanan anlaşmanın ateşkesi önemli ölçüde garanti altına alması bekleniyordu. Çünkü ilk kez taraflar Rusyanın da imza attığı bir belgeyle sorunun çözümünde barışçıl yöntemlere bağlı kalacaklarını ifade etmişlerdi.

Ama ilginç bir şekilde son yıllarda büyük kayıplara neden olan ateşkes ihlalleri, taraflar arasında görüşmelerin yapıldığı sırada ya da hemen ertesinde yaşandı.

Örneğin Haziran 2010da, Ağustos 2014te, Kasım 2014te, Aralık 2015te ve diğer bazı dönemlerde ne zaman üst düzey görüşmeler söz konusu olsa, ateşkes ihlalleri her iki taraftan önemli kayıpların yaşanmasına ve savaş senaryolarının gündeme gelmesine neden oldu. Fakat bu gerginliklerin her birinden sonraki birkaç gün içerisinde önceki düzene geri dönüldü.

Daha öncesinde de sorunun çözümüne yönelik adımların atılma ihtimali belirdiğinde, Ermenistanda iktidar değişikliği (1998), hatta bir terör saldırısı (27 Ekim 1999da Ermenistan parlamentosuna yönelik saldırıda başbakan ve parlamento başkanı dâhil 8 milletvekili hayatını kaybetmişti) bile yaşanmıştı.

Aslında ateş hiç kesilmedi

Yani ateş aslında hiç kesilmedi. Ateşkes ihlalleri ise daha çok tarafların karşı tarafı suçlama konusu ve Mayıs 1994teki dengeyi kendi lehlerine çevirme girişimi olarak dikkat çekiyor. Şöyle ki, Azerbaycan askeri, ekonomik ve diplomatik açıdan 1990lı yılların başlarına göre çok daha güçlendi. Rakamlar da bu veriyi destekliyor.

Azerbaycan açısından topraklarının (eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi ve çevresindeki 7 rayonun) Ermenistan işgali altında kalması, hem uluslararası hukuka aykırı hem de iki ülkenin mevcut kapasitelerine uygun değil. Yani, Azerbaycan uygun gördüğü zamanda BM Sözleşmesinin 51. maddesine dayanarak meşru müdafaa hakkı çerçevesinde topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma hakkına ve kapasitesine sahip.

Azerbaycanın görüşüne göre Ermenistan bu gidişatı kendisi açısından çok riskli görüyor ve Azerbaycanın artan kapasitesinin Rusyanın da yer alacağı bir savaşla sınırlanmasını sağlamak için (Gürcistan ve Ukrayna örneklerinde olduğu gibi) Azerbaycanı provokasyona çekmeye çalışıyor.

 

Bazıları olayları sadece son gelişmeler ışığında değerlendiriyor ve bu olayın, Azerbaycanı Rusyanın taleplerine boyun eğmeyen dış politika anlayışından vazgeçirmeye yönelik olarak Rusya tarafından planlandığını iddia ediyor. Bu çerçevede özellikle Azerbaycanın Batıya yönelik enerji projelerine devam etmesine, Rusya-Türkiye gerginliğine rağmen Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyevin sürekli olarak her konuda Türkiyenin yanında olduklarını vurgulamasına ve 15 Mart 2016 tarihli Ankara ziyaretinde çok alışılagelmişin dışında bir tablo sergilemesine, en nihayet son ABD ziyaretine dikkat çekiliyor.

Son yaşananlarda her iki neden rol oynamış olabilir. Ayrıca bu süreçlerde hem Ermenistan hem de Azerbaycan kendi güçlerini (askeri, diplomatik vs.) test edebilme imkânı buluyor. Diğer yandan toplumlarını ortak hedefler için kenetleyebiliyorlar da.

Rusya faktörü

Peki, süreç nereye kadar gider?

Karabağ sorununun çok karmaşık bir sorun olduğunu, sorunun ortaya çıkışında tek suçlunun Rusya olmadığını ifade etmekle beraber, mevcut manzaranın ortaya çıkmasını sağlayanın da, çözüm sürecindeki en önemli engelin de bu ülke olduğunu belirtmek yanlış olmaz.

Karabağ sorunu Rusya açısından Kafkasyada etkinliğini sürdürmesi amacı doğrultusunda önemli bir araç. Bu nedenle de tam olarak çözüme kavuşturulmasını, yani bir aracının ortadan kalkmasını istemez.

Dönemsel olarak yaşanan çatışmalarda bir tarafın üstünlüğü eğer Rusyanın genel politikalarının dışına taşmıyorsa, buna izin verir. Örneğin, bir tarafa kendisini daha fazla sevdirmek ya da diğer tarafa varlığının önemini hissettirmek istiyorsa buna izin verebilir.

Bunun dışında Rusyaya rağmen ciddi bir çatışmanın başlaması ve taraflardan birinin diğerine ciddi üstünlük sağlaması ihtimali zayıf. Azerbaycan`ın bu aşamada Rusya`nın da müdahil olacağı bir savaşı arzu etmemesi, Rusya`nın da bu kadar sorun sürüyorken Azerbaycan dolayısıyla yeni sıkıntılar yaşamayı arzu etmemesi çatışmanın büyümesi ihtimalini de zayıflatıyor.

Ermenistan sürekli olarak Rusyanın askeri desteğini hissediyor. Zaten Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü çerçevesinde ittifakı, ikili ittifak anlaşmasını ve Ermenistandaki Rus askeri üslerini güvencesi olarak görüyor. Ayrıca Rusyanın eski SSCByi canlandırma girişiminin bir parçası olarak de değerlendirilen Avrasya Ekonomik Birliğinin de üyesi.

Baküdeki yaygın kanaate göre, Ermenistanda bu ülkeyi değil kendi geleceğini düşünen, bu nedenle de Rusyaya bağımlı kalan bir iktidar var. SSCB dönemindeki tam bağımsız Ermenistan için yürütülen mücadele, SSCBnin dağılmasıyla birlikte başarılı olsa da günümüzde Ermenistan bırakın tam bağımsız olmayı, Ermenistandaki yönetimlerin hatalı politikaları, özellikle de Karabağ sorunu dolayısıyla Rusyanın kontrolü altında.

Ermenistan özellikle Azerbaycan ve Türkiyeye yönelik politikaları nedeniyle kendisini bir güvenlik çıkmazının içine sokmuş durumda. Bu iki ülkeyle olan sorunlarını çözmek yerine bu iki ülkeden tehdit algıladığı düşüncesiyle Rusyaya sürekli olarak daha bağımlı hale gelecek politikalar izliyor, izledikçe de bu iki ülke ile güvenlik sorununu büyütüyor.

Yani Büyük Ermenistanı kurma hedefi varken, neredeyse bağımsız hiçbir karar alamayan Ermenistana dönüşüyor. O nedenle de Ermenistan açısından adeta bir çıkmaz söz konusu. Bu çıkmaz Karabağ sorununun çözüm şansını da zayıflatıyor. Mevcut ateşkes ihlalleri de bu çıkmazın devam etmesinin bir sonucu.

Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi (ݮƵ) İktisat ve İşletme Bölümü öğretim görevlisi ve Azerbaycan merkezli Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (QAFSAM) başkanı. Karabağ sorunu, enerji, Azerbaycan iç ve dış politikası, Türk dış politikası ve Kafkasyaya ilişkin çeşitli konular üzerine yazdığı 300e yakın makalesi Azerbaycan ve Türkiye Türkçelerinde, ayrıca İngilizce, Rusça, Almanca ve Fransızca olarak yayınlandı. Yazarlığını veya ortak yazarlığını yaptığı kitaplar arasında Karabağ Sorunu ve Türkiye-Ermenistan İlişkileri (2015), Güney Kafkasya: Toprak Bütünlüğü, Jeopolitik Mücadeleler ve Enerji (2011), Haydar Aliyev Dönemi Azerbaycan Dış Politikası (2005) sayılabilir.